10 MAYIS 2025
Yazar: Doç.Dr. Fatih ÇELEBİOĞLU
Not: Bu yazı Suavi Sayın tarafından yayınlanması planlanan "Gediz Albümü" veya "Yıkık Şehrin Yitik İnsanları" isimli kitaba girmesi için 2013- 2014 yıllarında kademe kademe tarafımdan kaleme alınmıştır. Ancak bu kitap uzun zaman yayınlanamamıştır.
Giriş
Sosyo-ekonomik
yaşama ilişkin bir analiz yapmak, çok boyutlu düşünmeyi gerektirmektedir.
Mekânı ve mekâna dâhil olan insanları ve o insanlardan oluşan topluma ait
değerleri, gelenekleri, inançları, genel olarak kültürü tanımadan, böyle bir
analizin yapılması mümkün değildir. Depremden sonra dünyaya gelmiş, deprem
öncesi Gediz’i doğrudan yaşamamış bir kişinin, konuya bir sosyal bilimcinin
birikimi, bakış açısı ve sezileriyle yaklaşmanın, verileri ve göstergeleri ele
almanın yanı sıra, bir zorunluluk olarak şifahi kültürün bir ürünü olan ve
geçmişten beri anlatılan Gediz’i ve Gedizli’yi de işin içine katması gerekiyor.
Bu durumda aşağıda yapılan analiz, ister istemez kısmen sübjektif bir nitelik
arz eder hale gelmektedir.
Frigyalılar tarafından (MÖ 1000-700) kurulan Gediz, Anadolu medeniyetlerinin gelişme seyri içinde kendisine yer bulmuş ve doğal olarak onların sosyo-ekonomik değişimlerinden etkilenmiş bir şehirdir. Bununla birlikte, özellikle Osmanlı döneminde Türk-İslam kültürü ve ekonomik anlayışı içinde şekillenmiştir. 1429’dan beri Osmanlı toprağı olan Gediz, Uşak’a bağlı nahiye iken 1851’de ilçe olmuştur. Bu anlamda sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yaşamı şekillendirebilecek bir yerel yönetim ile erken bir dönemde tanışmıştır.
Kurtuluş
Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından üç defa işgal edilmiş olan ilçe,1 Eylül
1922 Cuma günü Fahrettin Altay komutasındaki Beşinci Süvari Kolordusu
tarafından düşman işgalinden kurtarılmıştır. Kurtuluşun ardından Anadolu’daki
pek çok il ve ilçe gibi Gediz de çeşitli sorunlarla mücadele etmek zorunda
kalmıştır. Tarıma dayalı bir ekonomik yapı içinde, sermaye ve nitelikli insan
gücü yetersizliği nedeniyle sanayileşme imkânını bulamamıştır. Fakat sonraları
kaderin bir cilvesi olarak, görünüşte kötü ama sonraları hayra vesile olan önemli
hadiselerin seyri içinde kendisine gelişmenin, üretmenin, zenginleşmenin
yolları açılmıştır.
Günümüzde
Gediz, İç Batı Anadolu’da, kalkınma göstergeleri açısından “batının doğusunda”
nitelemesi ile tanımlanabilecek Kütahya ilinin, kalkınma sürecini kendi
dinamikleri ile gerçekleştirmeye çalışmış ve bu yönüyle ilgi çeken bir
ilçesidir. Kendi dinamikleri ile hareket etme zorunluluğu, kamu yatırımlarından
mahrumluğu ile doğru orantılıdır. Fakat bu durum, aynı zamanda girişimciliğin
gelişmesini sağlayan faktörlerden birisi haline gelmiştir.
Maden
yataklarının zenginliği, 1970 Gediz Depremi ile başlayan Almanya’ya işçi
göçünün döviz kaynağı olarak geri dönüşü ve bu bağlamda gelişen halk
şirketlerinin üretime ve istihdama yansıyan yönleri uzun yıllar hızlı bir
gelişme sürecinin yaşanmasına katkı yapmıştır. Ancak madencilik alanında
yaşanan ulusal çaptaki değişimin yerel yansımaları, halk şirketçiliğinde
yaşanan sorunlar, ülkenin özellikle siyasal/ekonomik anlamda istikrarsızlık
yaşadığı dönemlerde ilçe ekonomisinin aldığı darbeler kalkınma sürecinin
sekteye uğramasına neden olmuştur. Göç verme, işsizlik, üretim düşüşleri,
eğitim ve sağlık alanındaki yatırım eksiklikleri bu dönemde öne çıkan
problemlerden bazılarıdır.
Son
yıllarda, ülkedeki siyasal ve ekonomik istikrarın etkisi, teşvik kapsamında
bulunma ve Organize Sanayi Bölgesi’nin yatırıma hazır hale gelmesi ile
yatırımların arttığı, eğitim ve sağlık alanında önemli kazanımların
gerçekleştiği görülmektedir.
Kumaşının bir yüzü eskiyen ceketin arka yüzüne çevrilerek
giyildiği (ki buna “ceket tornistanı” adı verilmektedir) ve çıkrıklarda yün
eğirerek iplik üreten insanların yaşadığı bir ilçeden sanayileşen, gelişen ve
ihracat yapan bir ilçeye doğru onlarca yıllık bir seyahatin adıdır, Gediz.
Yazının
bundan sonraki kısmı, Gediz’in Cumhuriyet döneminde ve özellikle son 50-60
yıllık süreçte yaşadığı bu sosyo-ekonomik dönüşümün fotoğrafını çekmek amacına
matuftur.
Bağcılık
ve Tarım
Deprem
öncesi Gediz’in tarıma dayalı sosyo-ekonomik yapısının bir gereği olarak,
Anadolu’daki pek çok şehirde olduğu gibi, tarımsal üretim önemli bir geçim
kaynağı olmuştur. Ancak Gediz gerek iklimi gerekse toprak verimliliği olarak
Kütahya’dan ayrışmıştır. Karasal iklimi daha yumuşak bir şekilde yaşaması,
İzmir’in sıcak ve nemli havasından biraz daha fazla yararlanması ve ayrıca
verimli topraklara sahip olmasıyla ön plana çıkmıştır. Bu nedenle tarım daha
fazla çeşitlilik arz etmiş ve bağcılık da kendisine gelişme imkânı bulmuştur.
Bağ
ve bahçelerde yetişen sebze ve meyveler Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne de konu
olmuştur. Seyahatname’de “Bu şehrin bağları dağların zeyn etmiştir. Kütâhhiye
şehrin meyve ile ganimet eden bu Gedüs’dür. Ve memdûhâtından üzümü ve emrûdu ve
pamuk bezi ve üzüm köfteri meşhurdur” ifadesi dikkati çekmektedir.
Gediz
bağlarında yetişen bol çeşitli meyveler, hem ekonomik hayatı beslemiş hem de
zengin bir tarım kültürü üretmiştir. Üzüm, vişne, kiraz, elma, armut, ayva,
erik ve daha fazlasının pek çok türü bu topraklarda yetiştirilmiş, tazesi kadar
kurutulmuşu da üretilmiş, pekmezin, erik hoşafının ve reçellerinin tadı
damaklarda kalmış ve sosyo-ekonomik hayat içinde kendisine ciddi bir yer
edinmiştir. Asarardı ve Tekmen Bağlarının ürünleri bütün bölgede ün
kazanmıştır. Tek bir bağda pek çok çeşit üzümün yetiştirilmesi dikkat
çekicidir. Ticarileşme konusunda istenilen noktadan uzak olmakla birlikte,
hayatın içinde bir lezzet durağına dönüşmüştür. Tarlalarda kendir, haşhaş,
pancar, buğday, arpa gibi ürünlerin yaygın olarak üretildiği de bilinmektedir.
Bağcılıkla
meşgul olanlar için sabah ezanında başlayan hayat, bağ evlerinin içinde
kaşıklanan tarhana çorbasının dumanında ve tadında olmuştur. Kışlık zat-zahire
derdine düşmüş ev halkının tatlı bir telaş içinde yaşadığı günler ve haftalar
boyunca üretilenler, yıl boyu tüketilmiştir. Sadece çiftçi olanların değil
esnaf ve memurların da bağ– bahçe sahibi olması, Gediz bağcılığının
sosyo-ekonomik yapıdaki etkisini göstermesi açısından önemlidir.
Bağlarındaki
ürün çeşidi ve kalitesi ile ünlenmiş Gedizlilerin sayısı o zaman bir hayli
fazladır. Bu nedenle ilçede sık sık vişne, üzüm, kiraz yarışmaları yapılmış,
derece alanlara ilçe tarım teknisyenliği tarafından hediyeler verilmiştir.
Bağcılık ve bahçeciliğin gelişip ürünlerin çeşitlenmesinde o dönemde Gediz’e
ziraat teknisyeni olarak atanan Hacıbeşlioğlu Hakkı Beşli’nin büyük katkısı
olmuştur.
Pek
çok evde beslenen küçük ve büyükbaş hayvanların da ekonomik hayat içinde önemli
bir yeri olmuştur. Ev hanımlarının kendi elleriyle yaptıkları tereyağının ve yoğurdun
lezzeti, evde beslenen tavuğun, hindinin tadına doyulmaz nefaseti zengin yemek
kültürünü beslemiştir. Ayrıca devlet destekli ekonomik
kurumlardan yoksun olan Gediz, bürokratik ve günlük hayatın gerektirdiği bütün
resmi kurumların neredeyse hepsine sahip olmuştur. İlçe tarım veterinerliği de
bu kurumlardan biridir. Gedizli Rafet Terzioğlu uzun süre ilçe veterineri
olarak görev yapmış, hayvancılığın belli kalite ve verimde tutulmasına önemli
katkıda bulunmuştur.
1970
depremi, hayatın pek çok alanını etkilediği gibi Gediz bağcılığını ve tarımını
da etkilemiştir. İlçenin taşınması ile tarla ve bağlardan yavaş yavaş uzaklaşan
halkın farklı bir hayat çizgisi tutturması ile bağcılık tükenme noktasına
gelmiştir.
Son
dönemde Yeni Gediz’de bazı Gedizlilerin kişisel gayretleriyle bağcılığın
yeniden canlandığı görülmektedir. Bu durum bazı güzelliklerin, lezzetlerin
kısmen de olsa yeniden yaşanmasına imkân verebilir ve mutlaka yerel yönetimler,
Halk Eğitim Merkezi, Tarım İlçe Müdürlüğü vb. kurumlar tarafından
desteklenmelidir.
Esnaf
Kültürü
Gediz’de
Osmanlı’dan beri küçük ticaret erbabının varlığı söz konusu olmuştur. Esnaflık
ve esnaf kültürü içinde yetişmek önemsenmiştir. Bu nedenle uzun bir meslek
eğitimi gibi kabul edilen çıraklık ve kalfalık kültürü yerleşmiştir. Bu süreç
mesleki eğitim olduğu kadar bir ahlak eğitimidir aynı zamanda. Çırak, kalfa ve
usta arasında saygıya dayalı ciddi bir hiyerarşi var olmuştur. Kaportacıdan
berbere kadar bütün esnaflar bu kültür içinde yetişmiştir. Yıllar geçse de
çıraklar usta olsa da bu saygı ömür boyu devam etmiştir. Aslında bu, Anadolu’da
Ahilik kültürünün de bir yansıması ve örneğidir.
Gediz,
Kütahya’nın diğer ilçeleri ile kıyaslandığında, esnaf sayısının fazlalığı ve çok
çeşitli meslek icra edilmesiyle ön plana çıkmıştır. Evliya Çelebi
Seyahatnamesi’ne göre Gediz’de o dönemde 95 kâgir (kâgir: taş, tuğla veya
kerpiçten yapılmış anlamında) dükkân bulunmaktadır. Demircilik, bakırcılık,
semercilik, koşum ve çiğ deri işleme (saraçlık), terzilik, hazır elbise dikimi,
berberlik vb. meslekler sayısal anlamda ilçe nüfusuna yetecek sayının çok
üstünde olmuş; hatta Simav, Uşak, Emet, Örencik, Aslanapa, Şaphane gibi daha
küçük ilçe ve beldeler bu tür ihtiyaçları için Gediz’den beslenmiştir. Ayrıca
bu meslekleri öğrenmek için diğer illerden ve bölgelerden Gediz’e çıraklığa gelenler
de olmuştur.
Esnaf
dükkânlarında komşuluk ve komşuluk hukuku da dikkate değer bir mevzudur.
Kazanılan para değil, sabah dükkân komşuları ile birlikte içilen bir acı kahvenin
ve birbirine lakaplarıyla hitap eden ve herkesin herkesi tanıdığı hatta akraba
olduğu bir ortamda, samimi bir ilişkiler ağıdır demirciler, bakırcılar,
kasaplar arastasını ve buğday pazarını hoş gösteren.
Bugün
bu esnaf kültürünün yeniden ihya edilmesi için çaba sarf edilmesi büyük önem
taşımaktadır. Bu konuda esnaf odalarına ve ticaret odasına büyük görev
düşmektedir.
KİAŞ
Linyit Ocakları: “Ankara Şirketi” ve Madencilik
Osmanlı
öncesinden beri şap madeni üretilen ilçede, Osmanlı döneminde Antimuan üretimi
geçekleştirilmiş, sonraları da sosyo-ekonomik hayatı derinden etkileyen linyit
madenlerinin çıkarılması mümkün olmuştur.
KİAŞ
(Kömür İşletmeleri Anonim Şirketi) Gediz’deki ifadesiyle “Ankara Şirketi”,
linyit madenlerinin işletilmesi için 1957 yılından itibaren faaliyete
geçmiştir. Gediz’de şirketleşme olgusunun öncüsü olması nedeniyle çok önemli
bir yere sahiptir. Linyit yataklarının varlığı 1924’ten beri bilinmekle
birlikte çıkarılması 1955’te başlamıştır.
1980’lerde
2500 kişinin çalıştığı madenlerde, kömürün karası; işçinin, şoförün ve
tamircinin ekmek parasına dönüşmüştür. Acı olan tarafı ise denetimsiz
madenlerde meydana gelen göçükler ve grizu patlamalarında şimdiye kadar pek çok
kişinin can vermesidir.
1980’lerin
ikinci yarısında devletin aldığı bir kararla linyit kömürünün kullanımı
kısıtlanmış ve Gediz’de ekonomik gelişmenin önemli bir yara aldığı görülmüştür.
Madenlerde çalışanların büyük bir kısmının işsiz kalmasının yanı sıra
nakliyecilik, tamir-bakım ve yedek parça işlerinden geçimini sağlayan pek çok esnaf
da bu durumdan olumsuz etkilenmiştir.
Gediz Madencilik AŞ, Barbaros Madencilik, Soylu Madencilik vb
işletmeler de KİAŞ’ın başlattığı sürecin sonucunda ortaya çıkmış ve Gediz’de
madencilik alanında önemli yatırımlar yapmışlardır. Halen pek çok firma kömür
ve diğer madenleri çıkarmaya devam etmektedir.
Nakliyecilik
ve Oto Sanayi
Kömür
madenleri ile gelişen nakliyecilik, aynı dönemde Amerikan Marshall yardımları
kapsamında ülkemize giren ve benzinle çalışan kamyonların Gediz yollarında
dolaşması ile güç kazanmıştır. 1980’li yıllara gelindiğinde yüzlerce nakliye
kamyonu faaliyet halinde olmuştur. Gelişen nakliyecilik, sanayide tamir-bakım
işlerini ve yedek parçacılığı öne çıkarmıştır. Bu dönemde sanayi esnafı ve
tüccarları önemli kazanımlar elde etmiştir.
Bir
dönem hemen her evden ya bir şoför çıkmış ya da bir oto sanayi çalışanı
olmuştur. Dönemin uzun ve kıvrımlı ancak düşük kalitedeki yollarında konforsuz
kamyonlarla yarı uykusuz yapılan yolculuklar, günler süren seferlere dönüşmüştür.
İletişim imkânları da kısıtlı olduğu için pek çok anne ve çocuk, pencerelerde
evin direğinin uzun yollardan dönüşünü beklemiştir.
Linyit
satışında yaşanan kısıtlamalar, nakliyeciliğin durma noktasına gelmesine neden
olmuştur. Sanayi esnafını ve tüccarının da zora düştüğü bu dönemde pek çok
iflaslar da yaşanmıştır. O dönemde emlak ve otomobil piyasasının da canlılığına
gölge düşmüş ve şehir içindeki esnaf ve tüccarın da sıkıntılar yaşamasına neden
olmuştur.
Gediz’de
madenler hâlâ çalışmaya devam etmekte, nakliyecilik bir sektör olarak
yaşamaktadır. Ancak imalat sanayi yatırımları, madenciliğin önüne geçmeyi
başarmış ve Gediz’e yeni bir yön kazandırmıştır.
Deprem ve
Gediz’in Taşınması
Gediz’de
1970 yılının 28 Mart günü saat 23.05’te 7,2 şiddetinde büyük bir deprem
felaketi yaşanmıştır. Depremde 1086 kişi ölmüş, 1258 kişi de yaralanmıştır.
İlçe merkezi, belde ve köylerde 9473 bina yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür.
Yaşanan acılar, çekilen sıkıntılar ve yıkıntılar arasındaki ümitsizlik hali,
resimlere ve sözlere sığmayacak kadar büyük olmuştur. Depremde yıkıntı altında
kalmış ve sonrasında başlayan yangında çığlıklar içinde can vermiş insanların
sesleri hâlâ kulaklarda çınlamaktadır. Gedizliler için deprem sonrasında açık
olan bir tek şey vardır, o da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır.
Gediz,
Bakanlar Kurulu’nun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel hayatın büyük bir kırılma
yaşamasına neden olan 5 Ağustos 1970 tarihli kararıyla bugünkü yerine
taşınmıştır. Bütün hatıraları, yaşamın izlerini, ata yadigârı büyük bir
kültürel mirası geride bırakıp taşınmak ve yeniden bu kültürü bir kere daha
inşa etmek oldukça zor bir tercih olmuştur.
Taşınma
kararı, sadece sosyo-kültürel atmosferi değil, aynı zamanda ekonomik güç
dengelerini de değiştiren bir durum olmuştur. Ana arterlerde mülklere sahip
olanların ve ticareti şehrin merkezinde yürütenlerin pek çoğu taşınmaya karşı
çıkmıştır. Ancak toplumun bir kesimi de, Gediz’in taşınmasının gerekli
olduğunu, bunun gelişme adına yeni fırsatlar sunacağını savunmuşlardır. İlk
gruba “kal-kalcılar”, ikincisine ise “git-gitçiler” yakıştırması yapılmıştır.
Sonunda git-gitçilerin dediği olmuştur.
45
yıl sonra bugün, dönemin tartışmalarından biraz uzaklaşınca görüyoruz ki, Gediz
taşınması iyi bir karar olmuş ve bugünün Gediz’i geçmişin yıkıntılarından ve küllerinden
daha gelişmiş bir yapıyı üretebilmiştir. Fakat kültürel atmosferi yeniden
üretmek mümkün değildir. Mahalleler, komşular, esnaf dükkânları yeni yerlerine
taşınmış ancak kadim kültürün yerini yeni bir kültürel yapı almıştır. Zaman
içinde Eski Gediz’le bağı kopan insanların hayatını şekillendiren dinamikler
değişmiştir.
Yeni
şehrin inşasında dönemin hükümetinin etkisi büyüktür. Başbakan Süleyman Demirel
iktidarının yaptığı tek katlı-müstakil deprem evleri ve üçer katlı deprem
blokları, Demokrat Parti ve Menderes’i destekleyen halkın uzun yıllar Demirel’e
sempati ile bakmasına neden olmuştur. Yeni Gediz’in inşasında Almanların da
ciddi katkısı olmuştur. Özellikle prefabrikten yaptıkları okullar, yurtlar ve
diğer binalar uzun süre kullanılmıştır.
Hâlâ
insanlar, hatıralarındaki Eski Gediz’i ama eskimeyen Gediz’i özlemektedir.
Deprem öncesinin Gediz’i kuru bir mekân algısı değildir. Mekâna etki etmiş bir
insan topluluğunun birlikte ürettikleri çok boyutlu bir yapıdır. Maalesef
1970’li yılların politik ve ekonomik istikrarsızlığına kurban gitmiş ve aslına
uygun korunamamış bir küçük dünyadır.
Dış Göç:
Almanya Gurbeti
Deprem
sonrasında yaşanan sıkıntılar nedeniyle pek çok kişi göç yolunu tutmuştur.
Ülkemizden Avrupa’ya doğru 1960’larda başlayan işçi göçünden Gediz de nasibini
almış ve Almanya’nın ilçeyi mağduriyet bölgesi kabul etmesi ile hemen her evden
bir-iki kişi gurbet yolunu tutmuştur. Bugün Almanya başta olmak üzere Avrupa
şehirlerinde yaşayan pek çok insanı bulunan bir ilçedir Gediz.
Ekmek
için ülkelerini, yuvalarını, nişanlılarını, beşikteki bebeklerini terk etmek
durumunda kalanlar, ülkeyi yönetenlerin konuya sadece “işsizlerden kurtulmak”
sığ bakış açısının kurbanı olarak, hiçbir adaptasyon sürecinden geçirilmeden
Almanya’ya gönderilmiştir. Farklı bir kültürün çocukları olarak dünyaya gelmiş,
Almanca bilmeyen, şehir kültüründe yetişmemiş Gedizli gençler, tanımadıkları
bir dünyada yüzme bilmeyen çocuğun denize atılması gibi yalnız ve sahipsiz
olarak yollara düşmüşlerdir. İlk gidenlerin çektikleri çileler, yurt (ya da
koğuş) anlamına gelen “heim”larda çektikleri sıkıntılar hâlâ onların
hatıralarında ve dinleyenlerin de kulaklarındadır. İlk birkaç sene içinde belli
mesleği olmayan, belli seviyede eğitim almamış olanların bir kısmı büyük hayal
kırıklığı ile geri dönmüştür.
Azınlık
psikolojisi ile birbirine yakın olmaya çalışan aileler, uzun yıllar akıcı bir
şekilde Almanca konuşamamış, sistem içinde kendilerine sosyal, siyasal ve
ekonomik bir yer edinememişlerdir. Çocukları ise çoğunlukla iyi bir üniversite
eğitimi görmemiş, büyük oranda meslek eğitimine yönlendirilmişlerdir. Bu durum,
uzun yıllar Almanya’daki gurbetçilerimizin güçlü bir sosyo-ekonomik yapıya
sahip olamamalarında önemli bir rol oynamıştır.
Gurbetin
sancısını yaşamış bir toplum olarak Gedizliler, iletişimin bugünkü kadar
gelişmediği bir dönemde evlatlarının mektuplarında teselli aramıştır. Birkaç
yıl çalışıp para biriktirerek geri dönmeyi hedefleyen ilk nesil, yaşam
koşullarının şekillendirdiği uzun gurbet yolunda kesin dönüşleri ertelemek
durumunda kalmıştır. Sonraları ikinci ve üçüncü nesil dünyaya gelmiş, geri
dönmek ve ikinci vatan bildikleri Almanya’yı terk etmek neredeyse imkânsıza
dönüşmüştür.
İç Göç
1918
yılında yaşanan Büyük Yangın’la Gediz halkının bir kısmı yakın köylere ve
beldelere doğru göç etmiştir. Bu yakın tarih itibariyle bilinen ilk iç göç
hareketidir. İkinci büyük hareketlilik, 1953’de Kütahya Azot Sanayinin, 1955’de
Kütahya Şeker Fabrikasının ve 1956’da Seyit Ömer Termik Santralinin hizmete
açılmaları neticesinde başlamış ve bazı aileler iş imkânı bularak Gediz’den
ayrılmışlardır.
Üçüncü
ve büyük bir göç dalgası da depremin hemen ardından kendini hissettirmiştir.
Özellikle Manisa (büyük çoğunlukla Alaşehir, Salihli ve Turgutlu), İzmir ve
Kütahya’ya göç eden Gediz halkının bir kısmı, Gediz’deki ekonomik
meşguliyetlerini o bölgelere taşımışlardır. Zaman içinde bazı bölgelerde Gediz
mahalleleri kurulmuş, hatta muhtarların bazıları Gedizlilerden olmuştur.
Deprem
sonrasında Eski Gediz’deki evleri, bağları, bahçeleri, tarlaları ile ilgilenemeyenler
birer birer bu mülklerini satmaya başlamıştır. Bu evlerin ve arazilerin yeni
sahipleri ise yaşayan kültüre aşina olmadıkları için Gediz’in yüzlerce yılda
oluşturduğu orijinal doku korunamamış, değişen hayat içinde gerek mimari yapı
gerekse kültürel bir erozyon oluşmuştur.
Dördüncü
bir hareketlilik de 1980’lerde kömür satışlarının durması ve nakliyeciliğin
zarar görmesi neticesinde yaşanmıştır.
Göç
edenler farklı farklı da olsa memleket özlemi hiç değişmemiştir. Gelip
gidenlerle Gediz ev ekmeği, haşhaşı, susamı, çöreği ve salamura peyniri bu
hanelere ulaşmış, hem ekonomik katkı olmuş hem de memleketin tadı damaklarda
hissedilmiştir.
Bütün
bunların yanında iç göç konusunda şunu da ilave etmek gerekiyor.
Gurbetçilerimiz gittikleri illerde ve ilçelerde birlik havası oluşturmakta
zorlanmış, dernek ve vakıf çatısı altında buluşma imkânını çoğunlukla
sağlayamamışlardır. Var olan birkaç sivil toplum kuruluşu da maalesef cılız
kalmıştır. Son dönemde özellikle İzmir’de mevcut olan derneğin canlandırılması
ve Kütahya’daki derneğin güçlendirilmesi için ciddi çaba sarf edilmektedir. Bu
konuda diğer iller ve bölgelerde de gayret edilmelidir.
Halk
Şirketleri
Kendileri
daha fazla para kazanmak için gurbete giden insanların, evlatları aynı kaderi
yaşamasın diye memleketlerine gönderdikleri alın teri paralarla kurulan halk
şirketleri, Gediz’in özellikle deprem sonrasında çehresinin değişmesine ciddi
bir katkı yapmıştır. Kamu yatırımlarından mahrum kalan Gediz’de, Gediz İplik ve
Mensucat (GİMSAN), Gediz Ambalaj, Soylu Kömür İşletmesi, Gediz Abide Soylu
Kendir İplik, Gediz Madencilik, Gediz Altıntaş Plastik Sanayi (GAPSAN) gibi
önemli yatırımlar, Almanya’daki işçilerin gönderdikleri ‘mark’lar ve yerleşik
halkın desteğiyle kurulmuştur. Bu yatırımlar uzun yıllar boyunca hem Gedizli
için ekmek kapısı hem de göçü engelleyen önemli birer unsur olmuştur.
Özellikle
büyük şehirlerdeki yatırımcıların malları için birer girdi üretmelerinin yanı
sıra ihracata uzanan bir üretim zincirinin parçası olmaları nedeniyle ciddi bir
üretim ve istihdam hacmine ulaştılar. Borsada işlem gören GİMSAN ve buna
hazırlık yapan diğer şirketler göz doldurmaya devam etmiş ve Gediz’i bir sanayi
şehri haline getirmişlerdir. Ayrıca bu halk şirketleri, Gediz’de şirket
kültürünün, özel teşebbüs mantığının gelişmesine ciddi katkılar yapmıştır.
Ancak
uzun yıllar devam eden bu süreç, Türkiye ve dünyadaki gelişmelere paralel
sekteye uğramaya başlamıştır. Özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda bu
şirketlerin profesyonelleşememesi ve kurumsallaşmaya gidememesi, küresel
rekabete açılmış olan Türkiye’nin yeni yapısına adaptasyonlarını
zorlaştırmıştır. Halk şirketi olmanın gereği olarak hisse senelerinin
çoğunluğunu elinde tutanın söz sahibi olması ve bu yönde yaşanan rekabetin
getirdiği ayrışmalar da sorunun bir parçasıdır.
Bu
sürecin sonunda bazı halk şirketleri başka şehirlerdeki sermayedarların eline
geçerken, bazılarında da çoğunluk hissesine sahip kişi ya da şirketler yönetim
hakkını ele almıştır. Bu sürecin sonucunda işletmelerden bir kısmı üretime,
istihdama ve hatta ihracata devam ederken, bir kısmında da üretim tamamen
durmuştur. Bu durum Gediz’de işsizliğin artmasına ve bazı ailelerin göç
etmesine neden olmuştur.
Yaşanılan
dönemde en büyük zararı, Gedizlilerin birlikte hareket etme, yatırım yapma,
ortaklıklar kurma düşüncesi görmüştür. Şimdiden sonra böyle büyük ortaklıklar
kurmak, hatta halk şirketçiliği yapmak oldukça zordur. Bu yüzden son dönemde
aşağıda da açıklanacağı gibi kişisel teşebbüslerin yatırımları daha fazla ön
plana çıkmaktadır.
Girişimcilik,
OSB ve İhracatçı İlçe Vizyonu
Gediz,
kamu yatırımı almayan ekonomik yapısı nedeniyle kendi yolunu çizmek zorunda
kalmıştır. Kamu yatırımlarının yokluğu, Gedizlileri kendi işlerini kurma,
birlik olma ve şehrin gelişimi için birlikte hareket etme noktasına
getirmiştir. Özellikle ‘yaren’ geleneğinin yaygınlığının bir sonucu olarak
yakın dostların ortaklık kurma düşüncesi ön plana çıkabilmiştir. Örneğin Gediz
Madencilik Şirketinin bir ‘yaren’den filizlendiği ve bu yarenin daha önce
nakliyecilik için ortak kamyon alıp çalıştırdığı da bilinmektedir.
Girişimciliğin
bu kendine özgü yapısının gelişmesi ile Gediz’de küçük esnaflıktan
ticarethaneye, atölyelere ve fabrikalara uzanan bir yol tutturulmuştur. Halk
şirketlerinin gelişmesi ile şirketleşme olgusu yeni bir boyut kazanmıştır.
1950’li
yılların ortasında, Gediz Ortaokulunun yakınında ilk oto sanayi kurulmuştur.
Pek çok usta ve sanatkâr buradan yetişmiştir. 1960’da Kaya Köy Hidroelektrik
santralinin açılması da ilçenin istihdam olanaklarının gelişmesini sağlamıştır.
Burada bireysel veya çok ortaklı bazı girişimcilik örnekleri de
vermek gerekirse, ‘unutulanların affına sığınarak’ şunlar
sayılabilir:
Ø Halk arasında ‘Ankara Lastiği’ olarak isimlendirilen ayakkabıların Göral Lastik Ayakkabı Fabrikasında imalatı (Hilmi Keçecioğlu, Muhittin Tırman, Yahya Karaşahin, Şerafettin Oğlakçıoğlu)
Ø Dokumacılık Akçaalan’da (diril ve bez dokuma atölyesi) ve Şaphane’de icra edilmiştir (bir ara köylerdeki kalifiye işçi sıkıntısı yüzünden Akçaalan’dan 40-50 tezgâhın Gediz’e taşındığı ve burada çalıştırıldığı bilinir)
Ø Kaharna (Gediz’deki ifadesiyle karna) testi, küp, küpecik, künk ve tuğla imalatı (Tuğlacı Tahir Tırnova ve Tenekeci Arif, Altıntaş köy yolu üzerinde Hakkı ve Mustafa Ustalar, Tak Ali Osman lakabıyla bilenen Boyacıoğlu Ali Osman, Micanoğlu Mehmet Alpar ve Ahmet Alpar, Mehmet Zengin, Karnacı İbrahim, Mustafa Doğan)
Ø Gazoz üretimi (yaygın lakaplarıyla Kirli Rıza ve sonrasında oğlu Kirli Osman)
Ø Orman ürünlerinden kereste imalatı (Kamil Erdoğmuş ve İsmail Şengöz o dönemde Gediz’in ilk kereste fabrikasını kurmuşlardır. Onlardan önce İsmail ve Kamil Özdemir kardeşlerin Kocabahçe civarında kereste atölyeleri mevcuttur, ayrıca Küçük Mehmet lakaplı Mehmet Yiğit de kerestecilik yapmıştır)
Ø Yağ imalatı (Gozo lakaplı Mehmet Demirel ve İsmail Hakkı Demirel, Mehmet Emin Bakırdemir, Hasan Kavcı, Dehro Ali Rıza Derin, Yağcı Bişkin, Alibeyoğlu Sadık ve Ali Özyurt, Çatalkafa Ali Osman lakaplı Ali Osman Şener, Mehmet Özdemir, Arpacıoğlu Ali)
Ø Kireç üretimi Gediz merkezden çok İğdiş (yeni ismi Yeşilova) ve Çukurviran köylerinde yapılmıştır (Çapan lakaplı Mustafa Bişkin ve Hasan Akbaş); meşhur “yaktın Çapan kireçler taş çıktı” sözü bu dönemde söylenmiş ve sonucu sağlam olmayan işler için kullanılır olmuştur
Ø Süleyman Gülkılık öncülüğünde kurulan Bilumum Sanayi A.Ş. (halk arasında ‘milyonluk şirketi’ olarak bilinir)
Ø ‘Nadir’ markalı çok ortaklı konserve üretimi (müdürlüğünü kuruluşta Hatipoğlu Mehmet Güleç yapmıştır)
Ø Banker Lütfi olarak bilinen Lütfi Alptekin tarafından kurulan sabun fabrikası
Ø Helva üretimi (Kadir Akyüz, Mehmet Özdemir ve sonraları oğulları Yusuf ve Ayhan Özdemir, Fuat Gültekin, Bekteşin Mehmet Gültekin, Helvacı Göde)
Ø Leblebi imalatı (Çıkrık lakaplı İsmail Öztürk ve İsmail Mumcu)
Ø Kadayıf imalatı (İbrahim Karayiğit, Arpacıoğlu İbrahim ve Mehmet Dinç)
Ø Kasa imalatı (Ömer Börekçi)
Ø Meyve kurusu (kak) üretimi (Baklacı lakaplı Ahmet Uluhan, Ali Sevin)
Ø Yumurta ticareti (Sadık Karaaydın ve Osman Sun)
Ø Soba imalatı konusunda Gediz, civarın merkezi durumunda olmuştur. Diğer ilçe ve köylere satılacak kadar üretim yapılmıştır. Usta sobacılar yetişmiştir (Sobacı Halil Ağa olarak bilinen ve halen zirai alet ve soba imalatı yapan Mehmet Demiray’ın babası olan Halil Demiray, Recep Burnalı ve Kamil Karayiğit)
Ø Demircilik Gediz’in en önemli mesleklerinden biridir. Gerek ağır demircilik (saban imalatı vb.) gerekse hafif demircilik (nal, kapı malağı, sap, tırpan vb) yapan onlarca demirci yetişmiştir. (Maksudoğlu Hüseyin Erkan, Abalıoğlu Mehmet Ali ve Ahmet ve Mehmet Tülüoğlu, Mustafa Demirkesen, Mustafa Bakıoğlu, Ali ve Hasan Çelik, Talibin Mehmet, Mustafa ve Halil köse, İsmail Duman, Çataloğlu Ethem, Demirci Koca İbrahim)
Ø Hazır elbise üretimi konusunda da Gediz bir merkez durumunda olmuştur (Somalıoğlu Ali Doğan ve sonraları oğulları Ahmet, Nevzat ve Necip Doğan, Şemşelioğlu Mehmet Koruyan, Kel Sadığın Mehmet Ali, Mustafa Kulalı)
Ø Değirmencilik (Arıcı lakaplı Musa Özalp, Kancaroğlu ve oğlu Ahmet)
Ø Lokum ve şeker imalatı (Mehmet Kıcıroğlu ve Ahmet Gülben)
Ø Şapka imalatı (Hüseyin Ersoy ve Şapkacı Selahattin)
Ø Semer imalatı (Ahmet Arasan, Halil ve Mustafa Kulalı, Hüseyin Kanat)
Ø Bakır kap imalatı ve kalaycılık (Hamamcıoğlu Mehmet, Kemal Özaslan, Ali Sun)
Ø Tabakçılık, Dericilik ve Saraciye (Ahmet Sayın, Murat Bozkurt, Osman Saraç, Mehmet Saraç, Kamil Saraç ve Cafer Kulan)
Ø Pabuççu (Gediz tabiriyle Babuşçu) ve ayakkabıcılar (Hakkı ve Ömer Doğan, Şerafettin Oğlakçıoğlu, Hilmi Keçeçi, Mustafa Güleç, Mehmet-Ahmet-Mustafa Dönmez, Babuşçu Ömerağa, Babuşçu Karco, Mağfiro lakaplı Mustafa Pusat, Katrancıoğulları, Alikanlar, Sami Dik, İbrahim Ataman, Şerif Ahmet Tokyay)
Ø 1960 yıllarında Abide’de ‘GİDAŞ’ isimli bir şarap fabrikası kurulmuştur. Sahibi Ilıcasu köyünden Hasan Beydir. Bu şarabın bir ara meşhur restoranlarda aranan bir marka olduğu söylenmektedir.
Ø Saruhanlar Köyünde hemen her evde, teknolojik cihaz kullanılmadan tamamen doğal yöntemlerle gerçekleştirilen tahta kaşık imalatı hala devam etmektedir. Erkekler ve kadınlar arasındaki işbirliği ve görev dağılımı görülmeye değerdir.
Ø 1970 sonrasında Almanya’dan kesin dönüş yapan ve sonra Gediz’de egzoz imalatı yapmaya başlayan Hayrettin Dayı egzoz üretiminde öncülük etmiştir. Daha sonraları Sus-San AŞ ve GESPA üretimi devam ettirmiştir.
1997’de
yatırımına başlanan ve 2005 yılında faaliyete geçen Gediz Organize Sanayi
Bölgesi ile birlikte daha iyi bir altyapı ve daha büyük avantajlarla
sanayileşme süreci devam etmektedir. Uşak ilindeki yatırım alanlarının büyük
oranda dolması, teşvikten yararlanma ve İzmir’e yakınlığın getirdiği
avantajlarla Gediz OSB’de yeni yatırımlar görülmektedir.
Gediz’de
son yıllarda varlığından söz ettiren sektör ve yatırım alanları arasında şunlar
sayılabilir: Plastik, kireç, akü kurşun levha, tekstil, egzoz, metal ve metale
dayalı ürünler, mermer, mobilya ve kereste, et ve süt ürünleri, un, makine,
kömür ve diğer maden kaynakları.
Gediz
son dönemde ihracatçı bir ilçe vizyonu kazanmıştır. OSB’de ve diğer alanlardaki
yatırımların ihracata dönük yüzlerini geliştirmeleri Gediz için son derece
hayatîdir. Küresel dünya ticaretinden pay almak, gelişmenin ve zenginleşmenin
temel anahtarı konumundadır. Bu vizyonun geliştirilmesi adına gerekenlerin yapılması
çok büyük önem arz etmektedir.
Murat Dağı
ve Ilıca
Gediz,
Kütahya ilinin hemen her ilçesi gibi mesire alanları ve termal su kaynakları
ile de ön plana çıkmıştır. Büyük potansiyele sahip olan Ilıca ve Murat Dağı
termal turizm alanları önceden beri sadece Gedizlilerin değil, yakın
bölgelerdeki insanların da ilgisini çekmektedir. Temiz hava, buz gibi soğuk su
ve termal kaynakların bir arada bulunduğu bu alanlar, turizm için iyi doğal
imkânlar sunmaktadır.
Evliya
Çelebi, Seyahatnamesi’nde Murat Dağı’nı anlatırken, “Murâd Dağı yaylağı
dâmeninde bir ılıca-i azimdir, kim hâssası dillerde dâsitândır. Âb-ı rakîkinden
nûş eden, cümle ahlât-ı galîzadan halâs olup reng-i rûyine humret gelir. Ve
yedi sekiz kerre havz-ı pâkine girenlerin vucûdu pembe-misal şahme olup dürr-i
beyz-âsâ olur. Selâtîn-i selefler birer hayrât edüp âsâr-ı azîmeler etmişler.”
demiştir. Ayrıca Evliya Çelebi o dönemde yaylaya çıktığını, alabalık yediğini
ve halkın kiraz mevsiminde gelip burada yiyip-içtiğini de anlatmaktadır.
Ancak
uzun yıllardır, bu doğal güzellikleri çok iyi bir turistik altyapı ile
buluşturamamış olmanın sonucu olarak, yerli-yabancı turist çekilememiş, bu
imkânlar Gediz için ekonomik girdiye dönüştürülememiştir. 1980’li ve 1990’lı
yılların siyasi çekişmeleri içinde Ilıca ve Murat Dağı’nda inşasına başlanan
oteller, maalesef siyasi popülizmin kurbanı olmuşlar ve tamamlanamadan çürümeye
terk edilmişlerdir.
Son
yıllarda belediyenin yaptığı yatırımlar, alt yapının güçlenmesi adına
önemlidir. Özellikle kayak tesisi için atılan adımlar ciddi bir fırsat teşkil
etmektedir. Ancak hala tesisleşme ve özellikle Murat Dağı’nı yılın on iki
ayında aktif hale getirme konusunda yeterli bir noktada olunmadığı da açıktır.
Bu nedenle özel sektör ile yap-işlet-devret türü anlaşmalara öncelik verilmeli
ve tanıtım konusunda ciddi bir faaliyet yürütülmelidir. Hatta özel mülkiyete
ait ‘yayla evleri’ yapımına imkân verilebilir.
Geleneksel
Ev Yapımı Ürünler
İlçenin
tarihsel süreç içinde kendisine has bir takım giyecekleri ve yiyecekleri de ön
plana çıkmıştır. Özellikle deprem öncesi Gediz’de uzun yıllar ev hanımlarının
el emekleri ile üretilen giyecek ve yiyecekler, sadece Gedizlilerin bildiği
güzellikler ve tatlar olarak kalmıştır. Şalvar, üç etek, sarka gibi
giyeceklerin yanında tarhana, güveç, sırık kebabı, höşmerim, ev ekmeği, çörek,
gözleme, tepsi lokumu gibi yiyeceklerin geniş çaplı bir tanıtım ve pazarlama
faaliyetinden mahrum kaldığı, standart üretim, ambalaj, markalaşma ve marka
tescili konularına yeteri kadar önem verilmediği görülmüştür.
Son
dönemde özellikle tarhana üretimi gerçekleştiren işletmeler sayesinde Türkiye
çapında satış ve pazarlama gerçekleştirilmiştir. Ancak bu konu tarhana ile
sınırlı kalmış, diğer ürünlerde bu başarı sağlanamamıştır. Oysa bu büyük
potansiyele sahip alanda Gediz adına daha fazla kazanım elde etmek mümkündür.
Nitelikli İnsan Kaynağından
Yararlanmak
Gediz,
bütün gelişmekte olan bölgeler gibi nitelikli insan gücüne ihtiyaç
duymaktadır. Elbette ki ilçede pek çok
nitelikli insan yaşamakta ve her biri bir değer katmaktadır. Ancak
sosyo-ekonomik gelişme süreci, içerideki insan gücü kadar dışarıdaki insan
gücünü de kullanmayı gerektirmektedir. Bu nedenle ilçenin vizyonunun geliştirilmesi
için ilçe dışındaki insan gücünden de istifade edilmesi gereklidir. Bir anlamda
‘Gediz Diasporası’nın oluşturulması için çaba sarf edilmelidir.
Gediz’in
evladı olarak doğmuş ancak gerek eğitim gerekse iş için ilçe dışına çıkmış ve gittiği
şehirlerde yerleşmiş birçok nitelikli insan mevcuttur. Bürokraside, iş
dünyasında, akademik hayattaki bu insanların Gediz ile olan bağları, bayramdan
bayrama veya düğünden düğüne sıla-i rahimden ibaret olmamalıdır.
Bir
insan kaynağı potansiyeli olarak bu kişilerin bir envanteri çıkarılmalı, güncel
iletişim bilgileri kaydedilmeli, yılın belli zamanlarında Gediz ortak
paydasında, Gediz için ve Gediz’de bir araya gelip fikir alışverişinde
bulunmaları sağlanmalıdır. Her türlü politik ve benzeri mülahazanın dışında bu
organizasyon gerçekleştirilebilmeli ve Gediz, kendi insanından farklı
boyutlarda yararlanmasını bilmelidir. “Bize akıl değil, para lazım”
düşüncesinden uzaklaşılmalıdır. Kentlerin
gerçek zenginliğinin iyi yetişmiş, zamanı doğru okuyan insanlar olduğu
bilinmelidir.
Gediz’in Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik
Düzeyi
Sosyo-ekonomik
gelişmişlik, çok boyutlu bir konudur ve eğitimden sağlığa, gelir düzeyinden
istihdama kadar pek çok değişkeni içermektedir. Bu yönüyle ölçülmesi oldukça
zordur ve kapsamlı çalışmaları gerektirmektedir. Ülkemizde bu çalışmaları,
sonradan Kalkınma Bakanlığı’na dönüşen Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)
yapmaktadır. Son dönemde ilçe bazlı sosyo-ekonomik gelişmişlik indeksi
açıklanmamakla birlikte, 1996 ve 2004 yılları verisine göre tablo aşağıdaki
gibidir:
|
|
1996 |
2004 |
|
Türkiye’deki sırası |
339 |
359 |
|
İl içindeki sırası |
4 |
3 |
|
İndeks Değeri (*) |
-0,091 |
-0,078 |
|
(*) Negatif
değerler, Türkiye ortalamasının altında kalmayı ifade etmektedir. |
||
Tabloya göre, Gediz’de 1996’dan 2004’e kadar sosyo-ekonomik gelişmişlik indeksi değerinde iyileşme olmuş ve Kütahya ili içinde 4. sıradan 3.sıraya yükselmiştir. Ancak 858’den 872’ye çıkmış olan ilçe sayısı ile Türkiye’de sıralamadaki yeri 339’dan 359’ye gerilemiştir.
2004
sonrası için ise açıklanmış bir veri mevcut değildir. Buna rağmen daha iyi bir
indeks değeri ve sıralaması beklentisi mevcuttur. Çünkü son dönemde
sosyo-ekonomik hayatın pek çok alanında iyileşmeler göze çarpmaktadır.
Sonuç
Yerine: Sosyo-Ekonomik Yaşamı Yeniden İnşa Etmek İçin Bir Öneri
Gediz
1970 depreminden sonra iki parçaya ayrılmıştır. Yukarıda bahsedildiği gibi
bunun olumlu ve olumsuz sosyo-ekonomik yansımaları da olmuştur. Ancak zaman
göstermiştir ki, tarihsel bağları olmadan Gediz, tam olarak ‘Gediz’
olamamaktadır. İnsanlar evlerini terk edip başka bir bölgeye yerleşseler de
hatıraları geride kalmıştır. Yeni Gediz’de doğan yeni nesil, her ne kadar
deprem öncesini tam olarak bilmese de geçmişle bir bağı olduğunu fark etmekte
ve büyüklerinin inşa ettiği eskimeyen Gediz’in var olmasını beklemektedir.
İşte
bu noktada Eski ve Yeni Gedizlerin birleşmesi, politik aktörlerin dikkate
alabileceği bir öneri olarak karşımıza çıkmaktadır. Coğrafî olarak bunun bir
engeli kalmamıştır. Dayınlar ve Hacı Baba Köyleri, Gediz’in birer mahallesi
konumundadır. Gediz Meslek Yüksekokulu ve şehir mezarlığı (halk arasındaki
ismiyle ‘Orta Gediz’) dışında arada geniş bir bölge de yoktur.
Eski
Gediz, Tarihi Merkez olarak kalmalı ve Yeni Gediz, Modern Merkez olarak
hayatına devam etmelidir. Tarihi Merkez, Gediz Belediyesinin, Kültür Bakanlığı’nın
ve uluslararası (UNESCO vb.) fonların imkânları ve vizyonu içinde restore
edilmeli ve turistik bir bakış açısı kazandırılmalıdır. Ayrıca böyle bir
birleşme Gediz’i nüfus açısından da büyütecek ve daha fazla kamu kaynağı almaya
imkân sağlayacaktır.
Eski
Gediz’in restorasyonu; bakırcılık, kalaycılık, demircilik, ahşap ustalığı gibi
alanların yeniden hayat bulmasına imkân tanıyacak ve bu alanlarda yeniden
ustalar yetişmeye başlayacaktır. Turizm gelirlerinin yanı sıra, yaşayan bir
kültür hazinesi inşa edilmiş olacaktır.
Elbette
ki, bu dönüşüm zorlu olacaktır. Ancak hızla gelişmekte olan Gediz’i tarihi,
sosyal, kültürel ve ekonomik olarak bir bütün haline getirmenin yolu buradan
geçmektedir.


No comments:
Post a Comment